.Erol Mütercimler İnternet Sitesi Site Map

 

Arama

 

E-Posta

:

Parola

:
 

  Yeni Üyelik Kaydı
 

  Parolamı Unuttum
       

 

Yazı ve Makaleler

 
 
 
 
20 Kasım 2006 Pazartesi
Erol Mütercimler

Türkiye laiktir laik kalacak!..


Işıklar içinde uyusun; Bülent Ecevit’in cenazesinde de aynı sloganı duyduk. “Türkiye laiktir laik kalacak!..”

Şimdi hepsini saygıyla andığım, bir daha yerlerine koyamayacağımıza inandığım gazeteciler ve bilim insanlarımızın cenaze törenlerinde de haykırdık... Aradan yıllar yıllar geçti hâlâ haykırmaya devam ediyorlar.

Bu sloganı Uğur Mumcu’nun , Bahriye Üçok’un, Ahmet Taner Kışlalı’nın ve daha nicelerinin cenazelerinde de duyduk. Ne oldu?

Ne oluyor? Neden bir şeylerin değiştiğine, değişebildiğine bir türlü inanamıyoruz? Niçin laikliğin sürekli olarak tehlike altında olduğuna, bunu birilerinin yıkıp atacağına inanıyoruz? Demek ki, birileri bir yerlerde hata yapıyor? Demek ki, bu tehlikenin varlığına işaret eden birilerinin bundan kazancı var?

Başbakan AKP kongresinde (11 Kasım) ne diyordu: “ Bunu kime söylüyorsunuz? Bu işin kavgasını, mücadelesini verenlere söylüyorsunuz. Söylemenin ne manası var? Dedik ki, bu iş zaten yaşanır. Bunun dışında bir şeyler yapanlar mı var da bunu söylüyorsunuz. Bunu ilgili ilgisiz her yerde futbol maçlarındaki sloganlar gibi kullanıp bağırıp çağıranlar var. Bunlar hoş şeyler değil. Bunu siyaset primi olarak kullanmak gibi bir yanlışın içine düşmeyelim. Bazı partiler bundan rant bekliyorsa, yanılıyor... Türkiye’deki farklı din ve mezheplerin inançlarını yaşamalarının güvencesi de biziz. Biz bu konuda rahatız, halkımız da rahat olsun, birliğimiz dirliğimiz için buna ihtiyacımız var”.

Zaten mesele de burada. Kocatepe Camii’ndeki kalabalık, başbakanı ve meclis başkanını görünce bu sloganı atmaya başladı. Aslında “neden” sorusunu bu noktada sormak gerekiyor. Tuhaf ama, bu sorunun doğru yanıtını vermek için bugüne değil düne bakmak gerekiyor.

Gazi Mustafa Kemal, cumhuriyetimiz kurulurken, bu siyasi rejimi laik düşünce sistemi temelleri üzerine oturttu. Milli Mücadele’yi başlatan “ilk beşler” arasındaki çatışma, o gün başladı, bugün de devam ediyor. Öncelikle bu tespiti yapmak gerekiyor.

İkinci tespitte de, cumhuriyetimizin tanımını ortaya koymalıyız. Türkiye Cumhuriyeti, “egemenliği Tanrı’dan alıp bireye veren, kuldan vatandaş, ümmetten millet yaratan ve bunu da laik düşünce sistemi üzerine oturtan” siyasal rejimin adıdır. Dikkat edilirse, pekçok müslüman çoğunluklu ülkeden farklı olarak, Türkiye’nin cumhuriyeti “laiklik eksenlidir”. Ve, bu çerçevesiyle de tek örnektir. Demek ki, asıl çatışma noktası, uzlaşmaz çelişki, ‘egemenliğin kimin tarafından kullanılacağının belirlenmesiyle ilgilidir’.

O halde, laikliğin doğru tanımını yapmak gerekiyor. İlkokuldan itibaren, bizlere ezberletilen, “laiklik din ile devlet işlerinin ayrılmasıdır” içeriğindeki tanım, yanlış olmamakla birlikte çok eksiktir. Anlam kaymasına yol açmıştır.

Sağın her renginde yer alanlar ile, marksist tarih anlayışının koşullanması ile sol eleştirmenler de Türkiye’de laikliği kemalizmin ‘armağanı’ olarak kabullenmişlerdir. Eleştirileri de benzer biçimde aynı pencereden bakılarak yapılmıştır. Onlara göre, kuruluş ya da erken dönem Cumhuriyetin laik siyaseti, aşağıdan yukarıya değil yukarıdan aşağıya doğru inşa edilmiştir. Bu eleştirilere göre, başarısızlığı da bu dayatmaya dayanmaktadır.

Bunu öne sürenler, insanlık tarihinde, laikliği siyaset olarak ortaya koyanların “burjuva sınıfı” olduğunu, göz ardı etmektedirler. İslamcı kesimin, düşünce önderlerinin iddiası daha çok, laik devletin dayatmalarına karşın halkın inancını korumada ve yaşamada kararlı olarak ayak direttiğidir. Bu konuya örnek olarak da, Demokrat Parti’nin iktidara gelişi gösterilmektedir. Bunu söyleyenlerin de, laikliğin ve sekülerliğin aslında inancın özgürce yerine getirilmesinin temel sigorta olduğunu ifade etmeyişleri dikkat çekmektedir. Burada da gerçeği gizleme gayreti görmekteyiz.

Neden?

Çünkü, bu kesimler için “din hem siyasi hem de ekonomik bir rantiye alanıdır” da ondan.
Anlayacağınız, tıpkı demokrasi konusunda yaptığımız gibi, laikliği de lastik gibi çekiştirip durmaktayız. Ancak ne denli dayanıklı olursa olsun her lastiğin gittikçe zayıflayan bir direnme noktası olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bir an geliyor ve kopuyor.

Diyanet’in ‘Şûra’ toplantıları olur. Buraya başbakanlar da katılır. Anımsanacaktır, kadın başbakan Tansu Çiller de (1994) katılmıştı. Başını örttü, kürsüye çıktı içinde dini kavramların olduğu bir konuşma yaptı. Tıpkı öteki başbakanların yaptığı gibi. Yani bu söylevlerde Müslümanlık, İslam öne çıkartılarak, dini kaynaklar referans verilerek sunumlar yapılır. Bu durumda “laiklik” çiğnenmiş oldu. Anayasaya aykırı hareket edilmiş oldu. Ancak kimsenin sesi çıkmadı.

Her yıl, bırakın cemaatleri Diyanet ‘Kutlu doğum haftası’ törenleri yapıyor. Buna başbakan da cumhurbaşkanı da katılıyor. Niçin laiklik elden gitmiyor. Ya da yüz binler sokaklarda “Türkiye laiktir laik kalacak” diye slogan atmıyor? Başbakanlar, ramazan ayında oruçlu olduklarını açıkça söylüyorlar. Cemaatle bayram namazlarında saf tutuyorlar. Buna karşın bugüne kadar laiklik elden gitmedi.

Süleyman Demirel cumhurbaşkanıyken, Erdoğan başbakan olarak, Bülent Arınç meclis başkanı olarak, laiklik anlayışının 1930’lardan beri değişmediğini ve bu anlayışın artık toplumdaki gelişmelere ayak uydurmadığının altını çizdikleri benzer içerikte söylemlerine tepkisiz kalınmıştır. Türkiye’nin laik olduğunu cenazeden cenazeye anımsıyorsak, bu, yalnızca toplumun gazını almaktır. Bunu derinden düşünmek gerekiyor.

Gazi Mustafa Kemal bu cumhuriyetin temellerini çok sağlam atmıştır. Biz O’nun yerleştirmeye çalıştığı laiklik anlayışını ezberlediğimiz sözlerini yinelemekle değil, gerçekten uygulamaya çalıştığımızda, içimize sindirdiğimizde, egemenliğin kutsalda değil bireyde olduğunu anladığımızda, Türkiye ne Cezayir ne de İran olur. Bu ülkeler bir gün Türkiye olabilirler.

Bunu anladığımızda ne laiklik elden gidiyor diyerek ortaya düşen madrabazlar ne de ‘Kemalizmin dayattığı’ laiklik bize uymuyor, dar geliyor diyen tüccar taifesi başarılı olabilirler. Ama ezberciliğimiz devam ederse, daha çok “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganları atacağız. Ancak ertesi gün yine tüm siyasilerin anayasaya rağmen laikliğe aykırı konuşma ve eylemlerini seyredeceğiz. Cenazesinde slogan attığımız siyasi liderin bir cemaat önderi ya da tarikat şeyhini öven, onu içselleştirdiğini açıkça söylediği konuşmalarını da hiç anımsamayacağız. Buna karşılık olarak da bir yeni cenazede buluşup öfkemizi, nefretimizi haykıracağız; “Türkiye laiktir, laik kalacak!”

Bir soruyla bitirmek istiyorum. Şimdiye kadar “karşı taraftan hiç cenaze kalkmadı. Bir gün birisi de biyolojik ömrünü tamamlayacak ve camiye gelecek. O zaman hangi slogan ya da sloganlar atılacak?” Bu durumda laiklik elden gidecek mi gitmeyecek mi? Düşünmeye değer!...

www.haberturk.com
   
Arkadaşıma Gönder  Yazdır

Okunma : 3762 Kişi

  Düşünce / Yorum
Henüz gönderilmiş Yorum / Düşünce kaydı yoktur.
Düşünce / Yorum Yaz
  Diğer Yazıları (Son 15 Yazı)
 20.11.2006 İmamlar Cumhuriyeti (Okuma : 3202 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 10.11.2006 Mersin ve Adana’da Ölüme Yolculuk (Okuma : 1730 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 11.10.2006 Ermeni tasarısına karşı yanlış işler... (Okuma : 1435 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 06.10.2006 Sorun irtica mı ahlak mı? (Okuma : 1460 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 05.10.2006 ABD bir siyasal iktidarı ne zaman kaybeder? (Okuma : 1530 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 02.10.2006 Neyzen Tevfik’ten hareketle ne olacak bu memleketin hali? (Okuma : 1939 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 28.09.2006 Türkiye denizci devlet olsa darbeler olmazdı (Okuma : 1633 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 23.09.2006 Prof. Dr. Afet İnan'ın, Büyük Söylevi'nin 50. Yılı Semineri'nde sunduğu , Atatürk'ün Büyük Nutku'nun Müsveddeleri Üzerinde Arkadaşlarının Eleştirilerini Dinlemesi ve Gençliğe Seslenişi" başlıklı bildirinin "Gençliğe Sesleniş" ile ilgili bölümü (Okuma : 1334 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 14.09.2006 Washington'un düğmeleri Ankara'nın dinazorları (Okuma : 1710 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 13.09.2006 Kemalistler neden kaybetti? (Okuma : 2693 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 11.09.2006 "VATAN SAĞOLMASIN!" (Okuma : 2303 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 08.09.2006 Edip BAŞER Kimdir ? Cumhur başkanı adayı olabilir mi? (Okuma : 3705 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 07.09.2006 Risk Almak Bir Strateji midir? (Okuma : 1525 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 21.08.2006 ABD'nin 11 Eylül Yalanları ve Türkiye Medyası (Okuma : 3123 Kişi - Yorum : 5 Mesaj)
 17.08.2006 Lübnan'a Asker Yollamak (Okuma : 1338 Kişi - Yorum : 3 Mesaj)
 
 
 erolmutercimler.com ©2006 - Erol Mütercimler' in resmi internet sitesi değildir. Ar-Ge ve Tasarım : G.D.T.C
Ana Sayfa | Gündem | Bu Hafta | Duyurular | Kitaplar | Yazı ve Makaleler | Fotoğraflar | Özgeçmiş
Anket Sonuçları | Ödüller | İletişim | Gizlilik İlkeleri | Telif Hakları | Sık Sorulan Sorular
Tüm Hakları saklıdır. İzinsiz Alıntı Yapılamaz.
 
Erol Mütercimler