.Erol Mütercimler İnternet Sitesi Site Map

 

Arama

 

E-Posta

:

Parola

:
 

  Yeni Üyelik Kaydı
 

  Parolamı Unuttum
       

 

Yazı ve Makaleler

 
 
 
 
17 Ağustos 2006 Perşembe
Erol Mütercimler

Lübnan'a Asker Yollamak


"Edirnekapı'daki şehitlikte" bir adada Lübnan şehitleri için yer ayırdılar mı acaba? Öncelikle bunu bilmek istiyorum.

Başbakan ve Dışişleri Bakanımızın kafası net mi bilemiyorum ancak kafamız yine karıştı. Niye mi? Lübnan'a asker göndereceğiz de ondan.

Bu toprağın çocukları 2 Ağustos 1914 tarihli Osmanlı-Alman gizli antlaşması ve 29 Ekim 1914'te Yavuz'un salvoları sonucu Galiçya'dan Sarıkamış'a oradan Yemen'e kan akıtmadık coğrafya bırakmadılar.

Bir imparatorluğu kaybetmek için bu kadar çok şehit, kayıp, yaralı vermeye değdi doğrusu!

Sonra 13 bin şehitle kurtuluş savaşı yapılıp cumhuriyet kuruldu. Bu kutsal savaşta insanımız gözünü kırpmadan gitti ölüme. Bu vatan böyle kurtuldu, bu devlet böyle kuruldu. Gazi Mustafa Kemal de yalnızca tek bir madalya taktı göğsüne; "istiklal madalyası". Şimdikiler memlekete ne hizmeti yaptıkları belli değilken onlarcasını takıyorlar. Bunlara bir tane daha eklenecek; Lübnan'da hizmet madalyası!

Yıl 1950-1953 arası... Kore'de ABD'nin yaptığı bir savaş. Yine dünyaya barış getirmek amacıyla ilan edilmiş bir savaş... Türkiye NATO’ya girmek istiyor ama ABD hayır diyor. Çünkü İkinci Dünya Savaşı'nda kanımız akmamış. Ve o günkü Başbakanımız yüzünde gülücüklerle, Dışişleri Bakanımız da pek mesut ve bahtiyar bir çehreyle Türk askerini oraya gönderdi.

Kore savaşı insanlık adına, barış için yapılmıştır. İddia buydu.

Başkan Truman, "Eğer Rusya demirden bir yumruk ve kaba bir lisanla karşılamazsa, bir dünya savaşı kaçınılmazdır", diyordu. Başkan'a göre, onlar tek bir dilden anlarlardı: "Kaç tümeniniz var?"

Bugünkü Başkan Bush'a göre de İran, Suriye, Hizbullah, Hamas tek bir lisandan anlarlar: "Kaç tümeniniz, kaç füzeniz var?"

Üç bin altmış dört Türk askeri kanını akıttı. Yedi yüz kırk bir şehit verdik. Puson'da yatıyorlar. Anadolu toprağına getiremedik. Ama Ortadoğu kulağımızın dibi, nakliye uçaklarıyla birkaç saat içinde taşırız. Sonuç ne oldu: NATO’ya girdik ama Yunanistan da girdi. Peki, sonra ne oldu? Akıtılan Türk askeri kanının bedeli olarak Kıbrıs adası Yunanlılara verildi.

Şimdi Lübnan'a asker gönderme konusuna bir de bu pencereden bakalım.

İsrail'e yedi milyar dolara mal olan, çocuk ve sivillerin öldürüldüğü, ahlaki değerlerin ayaklar altında çiğnendiği başarısız bir taarruzun sonucunda, İsrail'in ve ABD'nin silahlarını ellerinden alamadığı Nasrallah güçlerini Türk askerinin de içinde bulunduğu 22 ülke askeri dizginleyecek. Ya da önünde duvar örecek.

Bunu ne için yapacak? Bölgede Lübnan savaşı ardından ortaya çıkan barışı korumak için yapacaklar. Ortada barış var mı ki onu koruyacak BM gücü olsun!

Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu 1701 sayılı kararın nasıl uygulanacağına dair ayrıntı ve netlik yok. Görev tanımı yapılmadı. BM bu konuda ikinci kez toplanıp, görev tanımı ve öteki ayrıntıları belirlemeyecektir. Bu durumda ne olacağını kimse bilmiyor.

Teknik olarak söylenen şu; Lübnan-İsrail sınırında 20 kilometrelik silahtan arındırılmış bir bölge oluşturulacak, buraya Lübnan ordusundan 15 bin kişilik bir kuvvet ve ona destek için de bir BM gücü konuşlandırılacak.

Türkiye'nin görevi içinde operasyonlar olmayacak, insani yardım ve lojistik destek verilecek denmektedir.

Türkiye alanda olmalı ki, masada da olabilsin denmektedir. Bu savları ortaya atarken, çok dikkatli olmak gerekiyor.

Buradaki sorunun ana kaynağı, ABD'nin küresel senaryolarının hayat bulabilmesi için, Ortadoğu'daki başkaldırının ve olası direncin kırılması amacıyla İsrail'i operasyon gücü olarak kullanmaktır. İsrail'in hedefi, amacı Hizbullah, Hamas, gibi bir dizi direniş grubunun terörist olarak ilan edilip, silahlarını ellerinden almaktır. Ama bunu askeri olarak denedi başaramadı. BM barış gücünden bu bekleniyorsa, o zaman Türkiye'nin de içinde bulunacağı bu askeri güç ABD'nin ve İsrail'in stratejisinin birer taktik gücü olarak anlaşılacaktır. Öteki ülkeler neyse de, Türkiye tarihi boyunca bunun altından kalkabilir mi?

Bosna sorununa ve Afganistan'a Türk askerinin gönderilmiş olması kimseyi yanıltmasın. Her iki coğrafyanın ve orada yer alan taraf güçler ile çevre ülkelerin soruna ve soruya bakışları Ortadoğu'ya göre çok farklı.

Kafamı karıştıran bir başka konu daha var. Türkiye, bölge ülkesi, buraya asker göndersin tamam da Avrupa'nın Asya'nın hatta Okyanusya ülkelerinin askerleri niye geliyor. Sonraları o askerlerin ülkeleri de mi harita çizilirken, bölge paylaşılırken, masada olacaklar. Birisi beni bu konuda inandırsın.

Genelkurmay'ın tavrı ne olur?

Eğer hükümet asker yollama kararı alırsa, Genelkurmay "baş üstüne" der ve askerini yollar. Ama tek bir şey bilmek ister; açıklıkla görev ve sorumluluğum ne olacak. Siyasilerin aklına gelmez ama bölgeye gönderilecek Türk askerine güneş gözlüğü takmaması uyarısını da yapar!

Bu konu daha çok tartışılacak. Bu arada, televizyon ekranlarında adlarının altında "stratejist" yazan adamlara da çok dikkat edelim. Uyarısını da yapmış olayım. Daha düne kadar televizyonda sokak röportajları yapan bazı şahsiyetler bugün, strateji merkezi başkanı olarak programlarda boy gösteriyorlar. Anlatıyorlar da anlatıyorlar...

Yazıyı bitirirken, büyükannemin zaman zaman söylediği bir sözü sizle paylaşmak istiyorum: "Eli açık adamsın diyerek maldan; yiğitsin diyerek candan ederler".

Kore'yi unutmayalım diyorum!

www.haberturk.com
   
Arkadaşıma Gönder  Yazdır

Okunma : 1339 Kişi

  Düşünce / Yorum (3 Mesaj Gönderilmiş)
-  Mehmet Regaip Yıldız - 14.09.2006 01:43:31
Bu topraklara demokrasi yıllar önce geldi. Gitmek bilmiyor Gerçi getirenlerin de gitmeye niyeti yok gibi...

Faaliyetlerine insan ağzı bir karış açık bakmaktan başka yol bulamıyor. Yıka yıka, eze eze, strateji geliştire geliştire..Sanki Hollywoodun en pahalı yapımı için stüdyo kurmuşcasına...

Afganistan, Irak, Lübnan...

Sonsuz adaletin vatanı dökülen kandır, Kandahardır..
Bir an başkaldırır çocuklar, elleri boş, biraz duman,
Gözümde andır, çocuklar aç, Kandahardır.
Korkmaz karanlıktan,uyku korkunçtur...
Düşünde düşü kanlılar,
Dekor fırtınadır, bombadır, Kandahardır.
Daha sabah uzak ama..
Dağlarda yalancı şafak
Umutlar kül,
Yanan Kandahardır.MRY

Son yaşanan şamata tam anlamıyla yıktı geçti. Olay şu.. İsrail askerleri Lübnanı işgale geçmiş, bir Lübnan karakoluna geliyorlar. Lübnanlı komutan ve askerler, İsrail askerlerini yani ülkelerini yıkan insanlarını öldüren işgal kuvvetlerini ağırlıyor, çay ikram ediyor. Görüntüler basına yansıdı. Ve ne acıdır ki BM ve diğer ülkelerin kabul ettiği taslakta öngörülen şu Lübnan askeri Güney Lübnanda bir hat oluşturacak buna Barış Gücü eşlik edecek. Allah aşkına bu orduya ülke emanet edilir mi? Düşman başına durumu... Savaşmaya kalkılan güç ise, ülkesini işgal eden İsraile karşı direnç gösteren hatta bazen bunda başarılı da olan, askıcı(çay servisi yapanlar için kullanılır) Lübnan askerinin görevine soyunan Hizbullah. Evet perhiz de bir sorun var, lahana turşusuna karışmayız. Yiyen yiyor zaten

Nihayetinde sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, gerekli yere en uygun cevabı verdi.“Biz maşallah karar çıkmadan talip olduk. İnsani yardıma kesinlikle karşı değilim. Ama son BM kararı asker eliyle insani yardım öngörmüyor. Terör örgütü ile mücadelemizde bize destek verilmezken biz niye Lübnan’da olalım”

Bu tokadı alan yüzde utanma aramak boşuna tabi.Bildiklerini sağdan() okumaya devam edecekler. Soldan okumayı bilmediklerinden belki de. Cehalet Mutluluktur . Bu sözü çok sevdim zamanında bir çalışmanın başlığıydı. Durumun aynası.

Irakta masaya oturamadık, evet. Oturanlar ne kazandı? Hepsinin boğazında kaldığına dair ciddi haberler geliyor. Üstelik savaşma taktiklerine ve asker hazırlama psikolojilerine bakıldığında, 2 yaşındaki çocuğu bile tehdit görüp vurma emri verenlerin askeri intihar ediyor, ben çocuk öldüremem diye. İsrailli pilotlarda sivilleri vurmayız diye emre itaat etmemişti hatırlarsanız. Yani umut hala var, insanlık daha ölmedi yorumu hala geçerliliğini koruyor.

Lübnanda masaya oturalım, bir ekmekte biz banalım diyenler var şimdi aramızda. Kanla beslenenlerin sofrasına oturmaya gönül vermişler. Bush diyor ki Bir fikrim var kim katılır?. Biz katılırız..Nereye, neden, nasıl? Soru yok , cevap yeni geldi. Cumhurbaşkanımız açık açık ifade ediyor Son BM kararı asker eliyle insani yardım öngörmüyor. O halde asker eliyle neyi öngörüyor?

Asker eliyle hazırlanmış yemeklerle donatılmış sofrada Lübnanın suyuna ekmek banmaya niyetlenenler, yakın tarihte nicesi gibi unutulan siyasiler olduklarında ülkeyi getirdikleri noktalar analiz edilip hesabı sorulacaktır mutlaka devlet eliyle yasal süreçler ışığında. Bu onların kaderi elbet, bizim sıkıntımız ülkemizin yaşamaması gerekirken sokulmak istendiği bataklıklar.

Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle ve milletiyle her zaman gurur duyulacak bir geçmişe sahiptir. Bunu değiştirmeye çalışanlar, ihanetin denenmemiş türünü bırakmayanlar, incil ezberindeki gibi, tokat yedikçe öbür yanaklarını dönmekle ve ülkeyi bataklığa sürüklemekle meşguller.

Zor oyunu bozar Mide ne kadar geniş olsa da o ekmek mideye oturur Gidilecek bir yer varsa Kuzey Iraktır. İcazet almaya gerek duyulmadan, Köşke nasıl çıkarım telaşına kapılıp ülkeyi bilinmez süreçlere sokmadan.

Saygılarımla...
-  Ceyhun ALYEŞİL - 03.09.2006 18:24:50
Büyük önderin savaşa bakışı cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte halkında bakışı olmuştur. Biz hiçbir yerde savaş olmasını istemeyiz kan dökülmesini, masumların canında malından olmasını bebeklerin annesiz annelerin eşsiz kalmasını istemeyiz ama bir noktadan sonra bizim isteklerimizin önemi kayboluyor dünya ateşle yanarken seyirci kalamayız savaşları durdurcak gücümüz var mı ? bilmiyorum ... Bu karar gerçekten barışı korumak adına olsaydı askerimizin oraya gitmesini seve seve isterdim bir Türk genci olarak da dünyanın her yerinde barışı korumak için görev almaya hazırım Ama bu bir barış görevi değil bu bir oyun ve kuklacılar yeni kuklalar aramakta Biz kurtuluş savaşıyla kukla olmayı reddetmiş bir halkız tamamen amerikanın ve israilin isteği doğrultusunda hazırlanmış bir karar ve onların çıkarlarını korumak için bölgeye yollanacak bir güç karşıyım, kabul etmiyorum, kınıyorum.
 Tüm Mesajları Göster    Düşünce / Yorum Yaz
  Diğer Yazıları (Son 15 Yazı)
 20.11.2006 Türkiye laiktir laik kalacak!.. (Okuma : 3762 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 20.11.2006 İmamlar Cumhuriyeti (Okuma : 3202 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 10.11.2006 Mersin ve Adana’da Ölüme Yolculuk (Okuma : 1730 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 11.10.2006 Ermeni tasarısına karşı yanlış işler... (Okuma : 1435 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 06.10.2006 Sorun irtica mı ahlak mı? (Okuma : 1460 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 05.10.2006 ABD bir siyasal iktidarı ne zaman kaybeder? (Okuma : 1530 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 02.10.2006 Neyzen Tevfik’ten hareketle ne olacak bu memleketin hali? (Okuma : 1939 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 28.09.2006 Türkiye denizci devlet olsa darbeler olmazdı (Okuma : 1633 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 23.09.2006 Prof. Dr. Afet İnan'ın, Büyük Söylevi'nin 50. Yılı Semineri'nde sunduğu , Atatürk'ün Büyük Nutku'nun Müsveddeleri Üzerinde Arkadaşlarının Eleştirilerini Dinlemesi ve Gençliğe Seslenişi" başlıklı bildirinin "Gençliğe Sesleniş" ile ilgili bölümü (Okuma : 1334 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 14.09.2006 Washington'un düğmeleri Ankara'nın dinazorları (Okuma : 1710 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 13.09.2006 Kemalistler neden kaybetti? (Okuma : 2693 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 11.09.2006 "VATAN SAĞOLMASIN!" (Okuma : 2303 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 08.09.2006 Edip BAŞER Kimdir ? Cumhur başkanı adayı olabilir mi? (Okuma : 3705 Kişi - Yorum : 0 Mesaj)
 07.09.2006 Risk Almak Bir Strateji midir? (Okuma : 1525 Kişi - Yorum : 1 Mesaj)
 21.08.2006 ABD'nin 11 Eylül Yalanları ve Türkiye Medyası (Okuma : 3123 Kişi - Yorum : 5 Mesaj)
 
 
 erolmutercimler.com ©2006 - Erol Mütercimler' in resmi internet sitesi değildir. Ar-Ge ve Tasarım : G.D.T.C
Ana Sayfa | Gündem | Bu Hafta | Duyurular | Kitaplar | Yazı ve Makaleler | Fotoğraflar | Özgeçmiş
Anket Sonuçları | Ödüller | İletişim | Gizlilik İlkeleri | Telif Hakları | Sık Sorulan Sorular
Tüm Hakları saklıdır. İzinsiz Alıntı Yapılamaz.
 
Erol Mütercimler

후원 혜택