|
 |
 |
|
 |
| |
Yazı ve
Makaleler |
|
| |
|
|
| |
28 Eylül 2006 Perşembe Erol Mütercimler
|
Türkiye denizci devlet olsa darbeler olmazdı |
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un medyaya yansıyan konuşmasını okumuş ya da dinlemişsinizdir. Bazı kimseler, bu konuşmanın yapılmaması gerektiğini, konuşmayı gerekli görüyorsa bile “silahlı kuvvetler anayasal görevleriniyerine getirecektir” cümlesini kurmasının doğru olacağını söylediler. Bana göre İlker Başbuğu’un konuşması yerindeydi ve doğruydu, üstelik düşünceleri söylenmesi gereken zamanda ifade edilmiştir.Eleştirilerin üzerine oturtulduğu zemin, askerin siyasi içerikli konuşmamalrı yapmaması yönündedir.
Asker elbet bir gün bu tür konuşmaları yapmayacaktır. Ama ne zaman? Bugün 27 Eylül... Size ne anlam ifade ediyor bilemem! Türk halkının çoğunluğuna da ne anlatıyor, onu da bilemem! Yine de anımsatmış olayım. “Preveze deniz zaferinin” yıldönümü. Bu önemli günün yıldönümüyle , Türkiye’de askerin siyasete müdahalesinin ne ilgisi var diyeceksiniz.
Var, hem de doğrudan doğruya çok ilgisi var. Önden bir akıl oyunu yapalım istiyorum. İngiltere, Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri gibi denizcilik gücü konsepti geliştirmiş olan milletlerin devletlerinde hiç askeri müdahale oldu mu? Önce Barbaros Hayreddin ile André Doria arasındaki su üstü muharebesinin tektik savaşını kısaca anlatmalıyım.
Avrupalı tarihçiler der ki; Hıristiyanlar arasındaki çekişmeler, 1453 yılından 1571 yılına kadar, bir tarafta Adriyatik kıyılarından, diğer tarafta da Cebelitarık Boğazı’na, neredeyse her tarafta Osmanlı egemenliğinin yayılmasına izin verecekti.
Yani Hıristiyanlar aralarında mezhep kavgalarına tutuşmasaydı, Osmanlılılar “dünya imparatorluğu kuramayacaklardı”! Bu bir görüştür ama pek itibar edeceğimiz türden görünmüyor. Çünkü, Türkmen oğlunun Avrupa’ya ilk ayak basışı 1263 yılıdır. Marmara’ya üç yerden çıkış yapmış olan Sultan Orhan 1359 yılında öldüğünde, Osman oğlu tam onsekiz kez Avrupa’ya çeşitli ölçeklerde sefer eylemiştir.Hiç kuşkusuz Türkmen denizi bilmiyordu. Hep merak etmişimdir. Orta Asya’da bizim iç deniz kurumadan önce, atalarımızın atalarını ataları orada balık tutar mıydı, yelkenle tur atar mıydı, ağ onarır mıydı, martılar gök yüzünde taklalar atar mıydı, içdenizin kıyısında çekek yerleri ve kendi çapında tersaneler var mıydı, balığı tereyağında mı yoksa kuyruk yağında mı kızartıyorlardı?Bunları kendi kendime niye soruyorum; mirasına konduğumuz Osman oğlu denizi sevememiş, bunun köklerini arıyorum işin içinden çıkamıyorum da ondan!
Oruç ve Hızır Reisler iki kardeşti; ikisi de 1457 yılında 2.Mehmed’in Midilli adasını Cenevizlililerden ve Rodos şövalyelerinin elinden aldığında butaya yerleşmeye karar veren Rumelili asker Yakub’un oğluydu. Baba yakup askerlik sonrası çömlekçilik yaparak hayatını kazanmıştır. Yani bahriyeyle ilgisi yoktur. Ama evlatlar kaderin cilvesi bahriyeli olmuşlar. Denizlerde nam salmışlar. Tunus Bey’i ile stratejik ortaklık kurmuşlar. Ganimetten ganimete koşarken bir deniz muharebesinde ağabey oruç ağır yara alır. Hayreddin elinde kılıcıyla düşman gemisini güvertesinde ortalığı kan gölüne çevirir, kalyon Müslümanlarına eline geçer.
O yılları düşlerimizde canlandıralım. Hıristiyan esirlerle Müslümanların Tunus limanına dönen Oruç ve Hayreddin acaba nasıl karşılanmıştır! Korsanlıktan çok zenginleşen iki kardeş padişah 1.Selim’e bağlılılarını sunmayı da ihmal etmezler. Eh, Selim de pahalı armağanlar karşısında pek duygulanmıştır ve hemen ondört gemisini iki kardeşin emrine gönderir. Kuzey Afrikaydı İspanyaydı saldırmadık kıyı ve liman bırakmazlar. Müslümanlığın sancağını dolaştırmadık koy kalmaz Akdeniz’de. Cenevizli kaçacak delik arar. Oruç İspanyollar tarafından Tilimsan’da sıkıştırıldı ve pusuya düşürülerek öldürüldü. Yıl 1518’di Kurban bayramı sabahı namaz için camiye giden Oruç burada hançerlendi.
Hayreddin ne yaptı? Ağabeyinin anısını sürdürmek için sakalını ve saçlarını kınayla boyayıp onun gibi barbaros adını benimsedi. İşte bizim bildiğimiz denizler fatihi Barbaros Hayreddin sonradan olma kızıl sakallı ve saçlıdır! Sultan Süleyman tahta çıktığında takvimler 30 Eylül 1520’yi gösteriyordu. Barbaros’un namı yedi denizde hüküm sürüyordu. Bi de çapkınlıkları! Birisi Asya’nın ve Avrupa’nın ötekisi de Afrika’nın fatihi idi. Stratejik işbirliğine gitmeleri kaçınılmaz oldu
André Doria da bir denizler fatihi idi ama Akdeniz iki bahriyeli için pek küçüktü! Günü geldi, Papa 3.Paul’ün kışkırtmasıyla, bir haçlılar donanması hazırlandı. André Doria komutasındaki Haçlılar donanması tam 166 parça kadırgadan oluşuyordu. Barbaros’un muharip donanması ise büyüklü küçüklü 40 gemilik bir filoydu.
Hıristiyan donanması Preveze önüne demir attı. Barbaros Hayreddin üç gün beklediği Arta körfezinden taarruza kalktı. André Doria bu taarruzun yarattığı şaşkınlıkla yanlış manevra yaptırdı. Bunu gören Barbaros 40 gemilik filosunu haçlı donanmasını ikiye yarmak için yolladı. Doria derhal ricat emri verdi. Barbaros peşini bırakır mı hiç. Sağ cenahta Salih Reis, sol cenahta Seydi Ali Reis konuşlanmıştı.
Hilâl şeklindeki savaş nizamının arka tarafındaki gönüllü filo da Turgut’un kumandasındaydı. Rüzgâr donanamamızın aleyhineydi. Bu sırada Doria, büyüyk gemilerinden şiddetli bir top ateşi açtırmış Türk donanaması da boru, nakkare ve nefir sadalariyle askerin Allah Allah avazeleri arasında, heybetle ilerlemeye başladı.
Haçlı donanaması hilalin kıskacında dağıldı gitti. 1538 sonbaharında, Yanbolu’da ve bütün Osmanlı memleketlerinde Preveze ve Barbaros adına şenlikler yapılıyordu. Şimdi soruyorum: Niye 27 Eylül’de Boğaz’da bahriye gemileri fener alayı düzenlemez?
Artık analar böyle denizci doğurmuyor da ondan! Şimdi gelelim yazının ana fikrine. Barbaros Hayreddin bir denizcidir. Ve, Akdeniz’de ticaret oligarşisinin önemli temsilcisidir. Afrika ile Akdeniz arasındaki ticaretin bekçisidir. Deniz Müzesi’ndeki sancağına bakarsanız, üç dinin de temsil edildiğini görürsünüz. Barbaros, bir şeyi, kanıtlamıştır. Bahriyelinin yeri denizdir, sarayın koridorları değil. Yani, ticaret ve askeri bahriyesi birlikte dünya denizlerinde sancak dolaştıran askeri güç anavatanında “darbe” yapamaz! Yol gösterici olsun diye söylüyorum; Rusya ve Çin “karacılık gücü” konseptine sahiptir.
Bahriyeli için asli düşünce konsepti “denizcilik gücüdür”, deniz gücü değil... İşte bu nedenle denizler imparatorluğu kuran milletler de askerin politikaya müdahalesi söz konusu değildir. Çünkü bu devletlerin bahriyesi serbest girişimcinin ticari faaliyetleri, anavatanın zenginliği için limanlarda borda gösterir.
Osmanlı’da hiçbir zaman “denizcilik gücü “ konsepti devletin “yüksek stratejisi olmadığı için, bunun ne anlama geldiğini algılayamadık. “Denizcilik gücü” konsepti devletin belleğine yerleşmişse, o milletlerin genelkurmay başkanı hep “bahriyeli” olur. Yani, İlker Başbuğ Paşam çok hem de çok haklıdır, uyarılarında. O, anayasanın ona emrini yerine getiriyor! Ayrıca, Gazi Mustafa Kemal’in kuvvet komutanı “mürteciler” karşısında üstü örtük konuşamaz!
www.haberturk.com |
|
|
|
|
|
|
|
|
Diğer Yazıları
(Son
15 Yazı) |
 |
20.11.2006 |
|
 |
20.11.2006 |
|
 |
10.11.2006 |
|
 |
11.10.2006 |
|
 |
06.10.2006 |
|
 |
05.10.2006 |
|
 |
02.10.2006 |
|
 |
23.09.2006 |
|
 |
14.09.2006 |
|
 |
13.09.2006 |
|
 |
11.09.2006 |
|
 |
08.09.2006 |
|
 |
07.09.2006 |
|
 |
21.08.2006 |
|
 |
17.08.2006 |
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|